Bir varmış, bir yokmuş. Bir zamanlar, küçük bir kasabada, rengârenk evlerin arasında turuncu çatılı bir ev varmış. Bu evde, annesiyle birlikte yaşayan Ece adında bir çocuk yaşarmış. Ece, okuldan geldiğinde en çok odasında vakit geçirmeyi severmiş. Penceresinin önünde duran minik masa, en sevdiği köşesiymiş.
Bir gün, Ece okuldan geldiğinde annesi pencereleri açıp evi havalandırmış. Bahar kokuları odaya dolmuş, çiçeklerin ve yeni kesilen çimenlerin kokusu eşyaların arasına gizlenmiş. O sırada Ece’nin odasının açık penceresinden içeriye bir kuş dalıvermiş.
Küçük kuş, önce perdenin üstüne konmuş. Tedirgin bir halde etrafı süzmüş. Ece, kapıdan içeri girdiğinde kuşla göz göze gelmiş. İkisi de bir an ne yapacağını bilememiş. Ece’nin kalbi heyecandan hızla atmaya başlamış.

Kuş kanat çırpmış, tavanın köşelerine doğru uçmuş. Odanın duvarları, minik misafirin ürkek nefesleriyle dolmuş. Ece, ellerini yana açıp usulca, “Korkma,” demiş. Ama kuş onun ne dediğini anlamamış, kanat çırpıp rafların arasına saklanmış.
Ece, kuşun ürktüğünü görmüş. Bir hayvanın korkusunu daha önce hiç böyle yakından hissetmemiş. Sadece bir kuştu belki ama gözü cam gibi parlıyor, kanatları sanki titriyormuş. Ece, onu dışarı çıkarabilmek için düşünmeye başlamış.
Annesi mutfaktan gelen sesi duymuş ve hemen odaya koşmuş.
“Ece, bir şey mi oldu?” demiş.
Ece, gözleriyle kuşu göstermiş. Annesi bir an durmuş, sonra gülümsemiş.
“Camı sonuna kadar açalım, panik yapmazsa kendi yolunu bulur,” demiş.
Ece, annesinin söylediğini yapmış. Pencereyi açarken rüzgâr odanın perdelerini uçurmuş, sanki kuş için özgürlüğün kapıları açılmış. Ama kuş, yine de yerinden kıpırdamamış.
Ece, kuşun korktuğunu anlamış. Onunla konuşmak istemiş ama kelimeler yetmezmiş. Sonra eline en sevdiği pelüş oyuncağı alıp kuşun karşısına oturmuş.
“Ben de bazen korkarım,” demiş kendi kendine, sesi çok alçakmış.
“Karanlıkta, seslerde, yalnız kaldığımda.”
Ece’nin içten sesi odanın sessizliğine karışmış. O an fark etmiş ki kuş da belki yalnızlıktan korkuyormuş. Bir an olsun hareket etmeden, sadece kuşla aynı odada sessizce beklemiş.
Uzun bir süre geçmiş. Kuş, Ece’nin hareketsizliğine alışmış. Kanatlarını hafifçe açmış, başını sağa sola çevirmiş. Sonra Ece’nin pencereden getirdiği ekmek kırıntılarını fark etmiş.
Ece, kuşun yaklaştığını görünce yerinden kıpırdamamış. Kuş, cılız adımlarla kırıntılara yürümüş, bir iki tanesini gagasına almış. Ece, gülümseyerek bakmış ama hiç ses etmemiş.
Annesi kapıdan sessizce bakıyormuş.
“Bazen sabır, korkudan daha güçlüdür,” diye fısıldamış.
Kuş, birden kanat çırpmış ve açık pencereye yönelmiş. Ece, gözlerini kırpmadan ona bakmış. Kuş, pencerenin kenarına konmuş, Ece’ye bir an bakar gibi durmuş. Sonra mavi gökyüzüne doğru uçup gitmiş.
Odanın içinde kuşun hafif tüyleri kalmış. Ece, o tüyleri eline almış. Minik, yumuşacık tüy, sanki bir teşekkür gibiydi. Ece, kuşun korkusunu anlamış ve sessizce ona yardım etmişti.
Annesi, Ece’ye sarılmış.
“Kimi zaman bir şeylere dokunmadan, sadece sabrederek ve anlayarak yardım edebilirsin,” demiş.
Ece, o gün yalnızca bir kuşla değil, kendi içindeki sabırla da tanışmış. Ve o gece, uyumadan önce odasında sessizce pencereden gökyüzüne bakmış. Gökyüzü sessiz, geniş ve sakinmiş.
Ve Ece ile Kuş masalı burada bitmiş ancak Ece’nin odasında bir kuşun kanat sesi, bir çocuğun kalbinde ise sabrın yumuşacık izleri sonsuza dek kalmış.
Ece ile Kuş masalına benzeyen kısa masallar okumak için tıklayabilir, sesli masal dinlemek için ise instagram sayfamızı inceleyebilirsiniz.