Bir varmış, bir yokmuş. Bir zamanlar, küçük bir köyün ucunda, sarı çatılı minik bir evde yaşayan bir çocuk varmış. Bu çocuğun adı Mert’miş.
Mert’in gözleri boncuk gibi parlarmış. Neşesi bol, merakı sonsuzmuş. Ama bir huyu varmış ki, birazcık baş belasıymış: Mert çok unutkanmış.
Sabah dişlerini fırçalamayı unuturmuş. Ayakkabılarını nereye koyduğunu hatırlamazmış. Bazen çantasını bile evde bırakır, okula eli boş gidermiş.
Annesi gülümseyerek,
— Ah Mert’im, senin aklın sanki rüzgarla uçup gidiyor, dermiş. Babası da başını sallar,
— Biz bir gün o rüzgarı yakalayacağız, der gülerek.
Ama Mert bazen bu unutkanlıktan sıkılırmış. Oyun oynarken susamayı unutmak, dışarı çıkarken mont almamak, kitap okurken saatlerce yemek yememek… Bunlar artık onu üzmeye başlamış.
Bir sabah, Mert gözlerini açtığında evde tuhaf bir sessizlik olduğunu fark etmiş. Normalde annesinin tencereden çıkan sesleriyle, babasının çay karıştırmasıyla uyanırmış. Ama o sabah evde çıt çıkmıyormuş.
Pencereye koşmuş, güneş doğmuş, kuşlar cıvıldıyormuş ama içerideki sessizlik hiç alışıldık değilmiş. Mutfakta kimse yokmuş. Annesi kahvaltıyı hazırlamamış. Babası ne işe gitmiş, ne de gazetesini almış.
Oturma odasına yürümüş. Annesiyle babası koltukta sessizce oturuyormuş. Gözleri camdaymış ama yüzlerinde hiçbir ifade yokmuş. Mert şaşkınlıkla sormuş:
— Neler oluyor? Neden kimse konuşmuyor, hiçbir şey yapmıyor?

Annesi hafifçe başını çevirmiş. Sakin bir sesle,
— Unuttuk Mert’im. Bugün her şeyi unuttuk, demiş. Babası da başını sallamış:
— Biz de senin gibi olduk. Hiçbir şeyi hatırlayamıyoruz.
Mert önce şaşırmış. Sonra gülmüş. “Şaka yapıyorlar,” diye düşünmüş. Ama zaman geçtikçe işler ciddileşmiş.
Karnı acıkmış, mutfağa gitmiş. Ekmek bulmuş ama peyniri nerede bulacağını hatırlayamamış. Su içmek istemiş ama bardakları koydukları yeri unuttuğu için içememiş.
Oyuncak kutusunu aramış ama yerini çıkartamamış. En sevdiği oyuncak kaplumbağası Tospik bile ortada yokmuş.
— Herkes gerçekten mi unuttu? diye mırıldanmış.
Koşarak annesinin yanına gitmiş:
— Anne, hadi hatırlayın artık! Oyuncaklarımı istiyorum! Kahvaltımı istiyorum!
Annesi başını sallamış,
— Keşke hatırlayabilsek Mert’im…
O an Mert’in içinde bir şey kıpırdamış. Bir hüzün, bir sorumluluk gibi… Belki de bu kez onun hatırlatması gerekiyordur.
Defterini almış, kalemini eline almış. Kocaman harflerle yazmış:
“KAHVALTI = EKMEK + PEYNİR + ZEYTİN”
Altına da kocaman bir güneş çizmiş.
Defteri annesine uzatmış:
— Bak anne, sen böyle yapıyordun. Hatırlasana.
Annesi deftere bakmış, uzun uzun düşünmüş. Gözleri hafifçe parlamış.
— Zeytin… galiba hatırladım…
Mert heyecanla babasına koşmuş:
— Baba, sen her sabah bana “Uyan da çiçekler gibi aç,” derdin!
Babası gülümsemiş,
— Gerçekten mi? Öyle mi dermişim?
Mert başını sallamış:
— Hem de her gün!
Banyoya gitmiş babası, yüzünü yıkamış, aynaya bakmış.
— Ben buymuşum, demek ki hatırlıyorum…
Ev, yavaş yavaş hareketlenmeye başlamış. Sanki küçük bir güneş doğmuş gibi olmuş içeriye. Mert mutluymuş. “Demek ki ben de hatırlatabilirim,” demiş içinden.
O gün kahvaltı masası yeniden kurulmuş. Oyuncaklar yerine dönmüş. Ev yeniden o eski, sıcak haline dönmüş.
Ve birkaç gün sonra… Mert sabah kalktığında annesiyle babası onu koltukta bekliyormuş. Annesi gülümseyerek söylemiş:
— Mert’im, sana bir şey anlatmak istiyoruz.
Babası da başını eğip eklemiş:
— Biz aslında hiçbir şeyi unutmadık. Sadece senin nasıl hissettiğini anlamanı ve hatırlamanın değerini fark etmeni istedik.
Mert önce şaşırmış. Sonra anlamış.
— Yani… siz numara mı yaptınız?
Annesi başını sallamış,
— Evet tatlım. Çünkü unutkanlık bazen sadece aklın değil, kalbin yavaşlamasıdır. Ama sen her şeyi sevgiyle hatırlattın bize. Asıl olan da bu.
Mert içinden bir sıcaklık hissetmiş. Kendine güvenmiş. Artık o, unutmayan bir çocukmuş.
O günden sonra, her sabah küçük notlar yazmış kendine.
“Bugün gülümsemeyi unutma.”
“Montunu almadan çıkma.”
“Arkadaşlarına sarıl.”
Ve bir gün okula giderken aynaya bakıp şöyle demiş:
— Ben Mert’im. Hatırlamayı bilen bir çocuğum.
Unutkan Çocuk Masalının sonunda rüzgar hafifçe esmiş. Gökyüzü yumuşak maviliğiyle gülümsemiş. Ağaçlar usulca eğilmiş birbirine. Sanki fısıldaşmışlar: “Bazen unuttuğumuzu sandığımız şeyler, aslında kalbimizin bir köşesinde saklıdır…”
Ve işte o an, Mert’in kalbi tıpkı pencereye vuran ışık gibi sıcacık olmuş. Çünkü artık biliyormuş: Hatırlamak, bazen sadece sevgiyle başlarmış.
Unutkan Çocuk Masalına benzeyen çocuk masalları okumak için bağlantıya tıklayabilirsiniz.
Sesli masallar dinlemek içinse instagram sayfamızı takip edebilirsiniz. Yeni açtığımız youtube kanalımıza destek olmak isterseniz, ona da abone olabilirsiniz.