Bir varmış, bir yokmuş. Bir zamanlar güneşin yavaşça sokaklara indiği, çocuk seslerinin pencerelerden taşa çarptığı bir mahallede Mustafa adında bir çocuk yaşarmış. Mustafa sekiz yaşındaymış, ama kalbi yaşı kadar değil, kardeşi kadar yumuşakmış.
Leyla, onun dört yaşındaki kardeşiymiş. Küçük burnu, fiyonkla süslenmiş saçları ve gülümserken kıvrılan yanaklarıyla tam bir neşe kaynağıymış. Ama en çok, abisine güvenirmiş. Nereye gitse onun elini bırakmaz, gözü hep onun omzunda olurmuş.
Mustafa için de Leyla, sadece bir kardeş değilmiş. O, yanında durduğunda dünya daha sessiz, hayat daha güzel gelirmiş. Bazen birlikte kitap okurlar, bazen camdan gökyüzüne bakar, bazen de hiçbir şey yapmadan yan yana dururlarmış. Ama ne olursa olsun, Mustafa’nın kalbi hep Leyla’nın etrafında dönermiş.
Bir gün, anneleri “Biraz hava alın,” demiş. “Ama birbirinizden ayrılmayın.”
Mustafa hemen Leyla’nın montunu getirmiş. Ayakkabısını giydirmiş. Sonra elini uzatmış. Leyla da alışık olduğu gibi hemen o eli tutuvermiş.
Evlerinin az ilerisinde küçük bir park varmış. Kaydırak, salıncak ve çimenlerin içinden çıkan birkaç papatya… Mustafa, “Seni salıncağa bindireyim mi?” demiş. Leyla başını sallamış. Ama tam o sırada, parkın diğer köşesinden hafif bir hırlama sesi duyulmuş.
Küçük bir köpek, tasmasından kurtulmuş ve parkta bir o yana bir bu yana koşturmaya başlamış. Gözleri heyecanla parlıyormuş. Çocukların topunu yakalamaya çalışıyormuş.
Leyla bir anda donakalmış. Gözleri köpeğe takılmış, sonra endişeyle “Abi, o köpek bize doğru geliyor”
Mustafa, hemen kardeşinin önüne geçmiş. Elini daha sıkı tutmuş. “Korkma,” demiş. “Ben buradayım.”

Leyla’nın gözleri dolmuş, adım adım geriye çekilmiş. Mustafa dizlerinin üzerine çöküp, onunla göz hizasına gelmiş. “Leyla, bu köpek sana zarar vermez. Sadece oynamak istiyor. Ama istersen biraz kenarda bekleyebiliriz,” demiş.
Leyla yavaşça başını sallamış. Mustafa onu elinden tutup banklardan birine götürmüş. Çantasından elma çıkarmış. Yarısını kardeşine uzatmış, diğer yarısını kendisi ısırmış.
Mustafa biraz sessizce bakmış etrafa, sonra konuşmaya başlamış: “Ben de küçükken köpekten çok korkardım,” demiş.
Leyla ona inanmaz gibi bakmış. “Sen mi? Ama sen korkmazsın ki”
Mustafa gülümsemiş. “Herkes korkar. Yanında sevdiğin biri varsa, o korku biraz daha küçük olur.”
Leyla başını abisinin omzuna yaslamış. Bir süre sessizce oturmuşlar. Güneş ağaçların arasından geçip yüzlerine düşmüş. Kuşlar dallarda şarkı söylüyormuş. Rüzgâr hafifçe esiyor, saçlarını dans ettiriyormuş.
Bir süre sonra, köpek biraz daha yakına gelmiş. Ama Leyla bu kez ağlamamış. Gözleri hâlâ biraz endişeliymiş ama eli abisinin elinde olduğu sürece kalbi biraz daha cesur atıyormuş.
Mustafa ayağa kalkmış ve elini uzatmış. “Gel, elimi bırakma. Yanımda dur, birlikte geçelim,” demiş.
Leyla’nın kalbi hızlı atıyormuş ama abisinin yüzüne baktığında bir güven hissetmiş. Ayağa kalkmış, elini sıkıca tutmuş. Birlikte yürümeye başlamışlar. Köpek onların önünden geçmiş, sonra başka bir yöne doğru koşmuş.
Leyla derin bir nefes almış, sonra gülümsemiş. “Geçti bile,” demiş.
Mustafa başını sallamış. “Bak gördün mü? O kadar da korkunç değilmiş,” demiş.
Leyla, abisinin yüzüne bakmış. “Sen olmasaydın, ben hâlâ ağlıyor olurdum,” demiş.
Mustafa, kardeşinin başını okşamış. “Ama ben buradayım. Her zaman da burada olacağım,” demiş. O sırada ağaçların arasından geçen güneş ışığı, yüzlerine düşmüş. Rüzgâr biraz daha tatlı esmiş.
Abim İyi Ki Var Masalının sonunda Leyla, sadece bir köpekten korkmamayı değil, abisinin sevgisinin ne kadar güçlü olduğunu da öğrenmiş. Çünkü bazı kahramanlar uçmazmış, pelerin takmazmış. Sadece yanında yürürmüş ve elini hiç bırakmazmış.
Abim İyi Ki Var Masalına benzeyen çocuk masalları okumak için bağlantıya tıklayabilirsiniz.
Sesli masal dinlemek ve miniklere özel bilgileri öğrenmek için instagram sayfamızı takip edebilirsiniz.
