Bir varmış, bir yokmuş. Bir zamanlar, dağların eteğinde yemyeşil ağaçlarla çevrili, kuş sesleriyle uyanan bir köy varmış. Bu köyde her evin penceresinden gülümseyen bir çiçek, her yolun kenarında koşuşturan bir çocuk olurmuş.
İşte o köyde, Ali adında meraklı mı meraklı bir çocuk yaşarmış. Ali’nin en yakın arkadaşı ise Minik adını verdiği bembeyaz bir keçiymiş. Minik, Ali nereye gitse peşinden gider, onun gibi her şeye merakla bakarmış.
Bir sabah, evin içi mis gibi çörek kokmuş. Ali uyanır uyanmaz mutfağa koşmuş.
— “Anne, bugün ev neden bu kadar güzel kokuyor?” diye sormuş.
Annesi göz kırpmış:
— “Bugün Kültür Günü, Ali. Eski geleneklerimizi hatırlayacağız. Hadi hazırlan, çok şey öğreneceksin” demiş.
Ali’nin gözleri parlamış. Ama birden durmuş:
— “Anne, kültür ne demek?”
Annesi Ali’yi kucağına almış, gözlerinin içine bakarak anlatmaya başlamış:
— “Oğlum, kültür bizim geçmişimizdir. Bayram sabahlarında giydiğimiz yeni kıyafetler, ninenden duyduğun türküler, komşuya götürdüğümüz aşureler. Hepsi bizim kültürümüzdür.”
Ali başını sallamış. Minik de yanlarına sokulmuş, sanki o da dinliyormuş gibi sessizce durmuş.
O gün kahvaltıdan sonra annesi Ali’yi elinden tutup babaannesinin evine götürmüş. Babaannesinin evinde eski bir sandık varmış. Babaannesi sandığı yavaşça açmış. İçinden işlemeli yazmalar, tahta kaşıklar, eski boncuklar çıkmış.
— “Bu yazmayı düğünlerde başıma takardım,” demiş babaannesi gülümseyerek. “Şu tahta kaşığı deden oydu, bu boncukları da genç kızken saçlarıma takardım.”
Ali, boncukları dikkatle alıp Minik’in boynuna takmış. Minik kuyruğunu sallamış, memnun olmuş.
— Ali, “Bunları Kültür Günü’nde gösterebilir miyim?” diye sormuş.
— “Tabii ki,” demiş babaannesi. “Kültürümüzü paylaşmak onu yaşatmak demektir.”
Köy meydanında o gün büyük bir şenlik varmış. Her köşe rengârenk süslenmiş. Çadırlar kurulmuş, türküler çalınmış, herkesin yüzü gülüyormuş.
Ali önce “Yemeklerimiz” çadırına gitmiş. İçeride gözlemeler pişiyor, aşureler dağıtılıyormuş. Tarhana kokusu havaya karışmış.

— Ali, “Aşurenin içinde nohut mu oluyor?” diye şaşırmış.
— Annesi, “Hepsi bir arada pişince daha güzel oluyor,” demiş. “Tıpkı bizler gibi, farklıyız ama bir aradayız” diye eklemiş.
Sonra “Kıyafetlerimiz” çadırına gitmişler. Çocuklara eski giysiler giydiriliyormuş. Ali dedesinin gençken giydiği cepkeni denemiş. Aynada kendine bakınca gülmüş:
— “Sanki zaman yolculuğuna çıktım!”
Minik de orada duran küçük bir fesin üstüne burnunu dayamış, sonra arkasına saklanmış. Herkes kahkahalarla gülmüş.
Bir sonraki durak “Oyunlarımız” çadırıymış. Ebe, mendil kapmaca, dokuztaş. Ali ilk kez sek sek oynamış. Minik ise taşları sürekli yanlış yere götürüp herkesi şaşırtmış.
Ali, her oyunu denemiş, bazılarını başaramamış ama hep gülerek devam etmiş. Yanına gelen öğretmen, Ali’ye sormuş:
— “Bugün kültürle ilgili neler öğrendin?”
Ali düşünmüş. Sonra gülümseyerek cevaplamış:
— “Kültür, geçmişteki güzel şeyleri bugün yaşamak gibi bir şey. Hem oyun, hem yemek, hem de büyüklerimizin anlattığı masallar.”
Öğretmen, sanki onaylarcasına başını sallamış:
— “Ve işte sen şimdi o kültürün bir parçası oldun. Onu öğrenip anlatan herkes gibi” demiş.
Gün boyunca Ali’nin kalbi sevinçle dolmuş. Her öğrendiği şey, ona köyünü daha da sevdirmiş. Minik, yorgunluktan gözlerini kapatmış ama hala gülümsüyormuş.
O akşam, Ali yıldızları izleyerek yatağına uzanmış.
— “Bugün sadece oyun oynamadım, geçmişimi öğrendim.” demiş kendi kendine. “Şimdi daha da büyümüş gibiyim.”
Minik, ayak ucunda uyurken bir kez daha meleyip uykunun tatlı rüyasına dalmış.
Ve o günden sonra Ali her sabah yeni bir şey öğrenmek için uyanmış. Çünkü artık biliyormuş ki, kültür; yaşanarak büyüyen bir hazineymiş. Her çocuk bu hazineden bir parça taşıyabilirmiş.
Kültürümüzü Öğreniyoruz Masalının sonunda gökten üç elma düşmüş: Biri geçmişini merak eden çocuklara, Biri öğrendiklerini paylaşan yüreklere, Biri de kültürü sevgiyle yaşatan herkese.
Kültürümüzü Öğreniyoruz Masalına benzeyen çocuk masalları okumak için bağlantıya tıklayabilirsiniz. Bugün yayınlanacak sesli masalımızı dinlemek için ise instagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
