Bir varmış, bir yokmuş. Bir zamanlar, büyük bir ormanın kıyısında, pek kimsenin fark etmediği minik bir su birikintisi varmış. Ormanın derinlerinde kocaman göller, çağlayan şelaleler bulunurmuş ama bu minik su birikintisi, bir ağacın dibindeki çukurda sessizce dururmuş.
Ne balıklar yüzer, ne de kuşlar kanat çırparmış üstünde. Yine de, kendi minik dünyasında her gün gökyüzünü izlemekten keyif alırmış.
Birikinti, yağmur yağınca sevinir, güneş açınca yüzeyine yansıyan ışıkla oynamayı severmiş. Çevresindeki kurbağalar, kelebekler ve böcekler bazen yanından geçer, ama pek durmazlarmış. Onlar, daha büyük, daha derin sulara gitmeyi tercih ederlermiş.
Birikinti ise hiç şikâyet etmezmiş. Çünkü bilir misiniz, gökyüzünün mavisi bile ona yetermiş.
Günlerden bir gün, ormanda uzun süredir yağmur yağmamış. Göller, dereler azalmış, kuşlar başka yerlere göç etmeye başlamış. Büyük su kaynaklarının çevresi kalabalıklaşmış, herkes orada serinlemeye çalışır olmuş.
Ama bir sabah, küçük bir kaplumbağa, göletlerde yer bulamamış, susuz kalmış ve umutsuzca yürüyormuş.

Birikinti, kaplumbağayı görünce hafifçe kıpırdamış. “Merhaba,” demiş sessizce, “İstersen serinleyebilirsin.”
Kaplumbağa, şaşkın şaşkın etrafına bakmış. Sadece birkaç avuçluk bir su olduğunu görmüş ama ne olursa olsun içine girmiş. Su serin, yumuşak ve bir o kadar da davetkârmış.
Kaplumbağa, minik su birikintisinin içinde biraz dinlenmiş, gökyüzüne bakmış, nefesini toplamış. “Biliyor musun,” demiş bir süre sonra, “Senin küçücük olduğunu düşünmüştüm ama bana kocaman geldin.”
Birikinti, utangaçça dalgalanmış. O anda, ilk defa kendisini önemli hissetmiş.
O günden sonra, ormandan geçen birkaç minik hayvan da birikintiye uğrar olmuş. Kimisi biraz serinlemiş, kimisi sadece yüzeyindeki yansımalara bakıp hayallere dalmış.
Birikinti ise her yeni ziyaretçiyi sevinçle karşılamış, içinde bir sıcaklık büyümüş. Küçücük yerinde bile birilerinin yolunu kesip onlara huzur vermek, birikintiye yetmiş de artmış.
Aylar geçtikçe yağmurlar tekrar başlamış. Orman yeniden canlanmış, dereler gürül gürül akmaya başlamış. Ama kaplumbağa, birikintiyi unutmamış.
Her fırsatta yine o ağacın yanına gelir, sessizce suya bakarmış. Artık büyük göllerin suları ona eski kadar çekici gelmez olmuş. Çünkü kaplumbağa, bazen en küçük yerlerin bile en büyük huzuru verebildiğini anlamış.
Minik su birikintisi de her zaman olduğu gibi gökyüzüne bakar, içini minik dostuyla paylaştığı anlarla doldururmuş. İçinde hiç taşmayan ama hep ılık kalan bir sevinç varmış.
Ve ormanda rüzgarlar estikçe, yapraklar dökülürken, kaplumbağa yine usulca gelir, başını eğip birikintiye fısıldarmış: “İyi ki varsın küçük dostum.”
Minik Su Birikintisi Masalının sonunda birikinti, kendini hiç olmadığı kadar derin, hiç olmadığı kadar büyük hissetmiş.
Minik Su Birikintisi Masalına benzeyen çocuk masalları okumak için bağlantıya tıklayabilirsiniz. Sesli masallar dinlemek için ise instagram hesabımızı takip edebilirsiniz.
