Bir varmış, bir yokmuş. Bir zamanlar, iki ayrı ülkede yaşayan iki özel çocuk varmış. Bu çocuklardan biri, mavi dağların ötesindeki Parlak Ülke’nin Prensi Mert, diğeri ise çiçekli ovaların içindeki Işıl Ülkesi’nin Prensesi Lina’ymış.
Mert çok akıllıymış ama bir o kadar da inatçıymış. Ne olursa olsun doğru bildiğini savunur, kimseyi pek dinlemezmiş. Lina ise zekiymiş, cesurmuş ama o da hep tek başına karar vermeye bayılırmış. Yardım istemek ona göre zayıflıkmış.
Birbirlerinden habersiz bu iki çocuk, aynı gece, aynı saatte kendi saraylarının balkonundan gökyüzüne bakıp aynı dileği dilemişler: “Keşke herkes beni anlayabilse!”
O anda gökyüzünde bir ışık parlamış. Parıltı sarayların camlarını titreterek yere düşmüş. Pencerelerinin önüne yuvarlak, parlak bir nesne inmiş.
Bu nesnenin adı: Ters Ayna’ymış. Her biri aynı anda aynaya dokunduğunda, gözlerini çok farklı, bambaşka bir diyarda açmışlar.
Bu diyarın adı ise: “Ters Krallık”mış.
Ters Krallık, bildikleri her şeyin tam tersine döndüğü garip ama büyüleyici bir yermiş. Sabahları horozlar değil çiçekler öter, krallar susar, saatler ders anlatırmış. Karpuz gibi görünen şeyler aslında kitap, havuç gibi görünenlerse dondurmaymış!
Ama en şaşırtıcı şey, Mert’in bir prenses elbisesiyle, Lina’nın ise pelerinli prens kıyafetiyle uyanmasıymış.
Mert kaşlarını çatıp şaşkınlıkla, “Bu da ne böyle?!” demiş. Lina ise burnunu kıvırarak, “Ben bu kıyafetle yürüyemem ki!” diye çıkışmış.
Ama itiraz etmenin faydası yokmuş. Çünkü bu krallıkta yazılı olmayan ama herkesin bildiği sihirli bir kural varmış: “Ancak birbirinin yerini anlayanlar, geri dönebilir.”
Ertesi sabah maceraları başlamış.
Lina, elinde sopa gibi duran bir taçla ata binmeye çalışmış ama birkaç saniye sonra yere düşmüş. Mert ise zarifçe yürümeye çalışırken elbisesine takılıp yuvarlanmış. İkisi de kendi içinde, diğerinin ne kadar zorlandığını anlamaya başlamış.
Tam o sırada, bir köşede aynadan yapılmış bir harita görmüşler. Harita çok özelmiş çünkü ancak birlikte gülerlerse yolları gösteriyormuş. Ama ne zaman tartışsalar, aynanın içi anında bulanıklaşıyormuş.
İlk olarak “Dönme Bahçesi”ne varmışlar.
Burada çiçekler geriye doğru açıyor, kelebekler yerde sürünerek dans ediyormuş. Bir çiçek, hafif bir rüzgarla yapraklarını titreterek onlara şöyle seslenmiş: “Yolunuzu bulmak mı istiyorsunuz? O zaman önce birbirinizi anlamalısınız.”
Lina başını eğip mırıldanmış: “Ben zaten anlamaya çalışıyorum.”
Mert suratını asarak eklemiş: “Sen hep karar veriyorsun, bana hiç sormuyorsun.”
Birbirlerinin gözlerine bakmışlar. İlk kez sessizce düşünmüşler. Sonra birlikte “Sessiz Hayvanlar Akademisi”ne yürümüşler.
Bu okulda öğretmenler hayvanlarmış ama hiçbiri konuşmazmış. Sadece mimiklerle ders anlatırlarmış. Kocaman bir ayı başını sallayarak “dinleyin” dermiş. Minicik bir sincap ellerini iki yana açarak “birlikte düşünün” işareti yaparmış.
Yaşlı ve bilgili bir baykuş ise onlara göz kırpmış: “Sırayla konuşun.”
Bu sözleri duyduklarında önce ne demek istediğini tam anlayamamışlar. Ama biraz sonra, öğretmen önlerine bir defter ve kalem koymuş: “Şimdi birlikte bir masal yazın,” demiş.
O an fark etmişler ki, iyi bir masal yazmak için sırayla konuşmaları, birbirlerini dikkatle dinlemeleri gerekiyormuş.
Mert çizmeye, Lina ise renklendirmeye başlamış. Birlikte düşündükçe, güldükçe, ilk defa gerçekten aynı sayfada olduklarını hissetmişler. Ve tam o anda, aynadaki yol parıldamış, ileriyi göstermeye başlamış.
Yolun açıldığını görmek ikisini de mutlu etmiş. Ama içlerinde susturamadıkları bazı duygular varmış. Her şey yolunda görünse de kalplerinin derinliklerinde konuşulmayan düşünceler dolaşıyormuş.
Sıradaki durakları “Karanlık Labirent”miş. Bu yer, tamamen aynalardan oluşan, sessiz ve büyülü bir geçitmiş. İçeri girenlerin iç dünyasına göre yol açılır ya da kapanırmış. Kalbi temiz olanın önündeki aynalar ışıldar, kırgın olanlarınki ise kararırmış.
İlk adımlarını attıklarında ortam sessizmiş. Ama içlerinde taşıdıkları o kırgın duygular harekete geçmiş. Aynaların içi birden kararmaya başlamış.
Lina, “Sen her şeyi ben bilirim sanıyorsun!” diye bağırmış. Mert de, “Sen de kimseyi dinlemiyorsun!” diye karşılık vermiş.
Aynalar hemen kararınca yönlerini şaşırmışlar. Yansımalar bozulmuş, her şey bulanık hale gelmiş. Ortalık sessizleşmiş. Ne ileri gidebilmişler, ne de geri dönebilmişler.
Bir süre hiçbir şey demeden durmuşlar. Sadece birbirlerine bakmışlar. Sonra Lina derin bir nefes alıp içtenlikle konuşmuş.
“Mert, prens olmak zor işmiş. Sürekli karar almak, kimseyi kırmamak. Ben bunu fark etmemişim.”
Mert hafifçe gülümsemiş ve konuşmaya başlamış: “Ben de anladım ki, senin gibi biri olmak için çok sabırlı olmak gerek. Herkesin mutluluğunu düşünmek kolay değilmiş.”
Aynalar bir anda pırıl pırıl parlamaya başlamış. Karanlık yol aydınlanmış. Göz göze gelip el ele tutuşmuşlar. Artık yollarını birlikte, aynı kalple yürümeye hazırmışlar.
Son olarak “Gerçek Göl”e varmışlar.
Gökyüzünü yansıtan berrak bir gölün kenarında, büyük bir ayna yükseliyormuş. Ayna onlara bakmış, içlerini görmüş ve şöyle demiş: “Siz artık birbirinizi anlıyorsunuz. Dönmeye hazırsınız.”

Mert ve Lina gözlerini kapatmış. Parlak bir ışık parlamış. Ve ikisi de kendi odalarında, kendi kıyafetleriyle uyanmış.
Ama bu kez her şey çok farklıymış. Mert danışmadan karar almaz olmuş. Lina yardım istemekten çekinmez olmuş. İçlerinde büyümüş, yumuşamış bir anlayış taşır olmuşlar.
İkisi de farklı ülkelerde olsalar da, her gökyüzüne baktıklarında içlerinden geçirirlermiş: “Anlamak, birlikte olmaktan geçer.”
Ve Prens ve Prenses Masalından sonra, Ters Krallık’taki aynalar bir daha hiç bulanık olmamış. Çünkü bir kez anlayış doğdu mu, ışık hep yolunu bulurmuş. Gökler pırıl pırıl, kalpler yumuşacık kalmış. Ve masal da burada huzurla bitmiş.
Prens ve Prenses Masalına benzeyen çocuk masalları okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Bugün 20:00’da yayımlayacağımız sesli masalımızı dinlemek için ise instagram sayfamızı takip edebilirsiniz.
