Bir varmış, bir yokmuş. Bir zamanlar deniz kenarına yakın, güneşi bol, rüzgârı yumuşacık bir mahallede minik bir ilkokul varmış. Bu okulun bahçesinde salıncaklar, kaydıraklar, kocaman ağaçlar ve neşeli çocuk sesleri varmış.
Sınıfta Yunus adında sessiz, kendi hâlinde bir çocuk varmış. Kalabalıktan hoşlanmaz, genellikle tek başına oynamayı severmiş. Kimseyle tartışmaz, konuşurken gözlerini yere indirirmiş. Ama salıncağa binince bambaşka biri olurmuş. Ayaklarını gökyüzüne doğru uzatır, rüzgâr saçlarını savururken yüzünde kocaman ama sessiz bir gülümseme belirirmiş.
Bir gün teneffüs zili çalmış. Çocuklar neşeyle dışarı fırlamış ama Yunus’un aklında tek bir şey varmış: salıncak. Sessiz adımlarla bahçeye çıkmış, etrafına bakmadan en sevdiği salıncağa doğru yürümüş. Oturduğu anda, ipleri iki eliyle sıkıca kavramış. Ayaklarını yerden kesmiş ve kendini yavaşça gökyüzüne bırakmış. Rüzgâr yanağını okşarken, gözleri dalgın ama mutluyumuş.
Tam o sırada Kerem adında bir çocuk hızla salıncağa yaklaşmış. Hiçbir şey söylemeden, birden salıncağın arkasından sertçe asılmış ve öfkeyle “Ben bineceğim, çekil oradan!” diye bağırmış.
Yunus ne olduğunu anlayamadan dengesini kaybetmiş. Küçük bedeni salıncaktan kayıp yere düşmüş. Eli toprağa sürtünmüş, dizleri acımış. Ama canını en çok yakan, kalbinin derinlerine dokunan bu beklenmedik davranış olmuş. Sessizce kalkmış, hiçbir şey demeden bahçenin köşesine geçmiş.

Yunus o günden sonra bahçeye çıksa bile oyunlara hiç katılmamış. Elinde küçük bir taş çevirip, diğer çocukları izlemekle yetinmiş.
Öğretmenleri Zeynep Hanım, Yunus’taki bu sessiz değişimi fark etmiş. Eskiden gözleri ışıldayan çocuk, şimdi pencereden dışarıya dalıp uzun uzun bakıyormuş. Ders aralarında konuşmaz, teneffüslerde arkadaşlarının yanına gitmez olmuş. Sanki rüzgâr bile onu eskisi gibi okşamıyormuş.
Ders bittiğinde herkes sınıftan çıkmış. Ama Zeynep Öğretmen yerinden kalkmamış. Gözleriyle Yunus’u izlemiş bir süre, sonra yanına gidip sessizce oturmuş. “Yunuscuğum,” demiş yumuşak bir sesle, “bir şey mi oldu? Kalbini kıran bir şey mi var?”
Yunus başını eğmiş. Cevap vermemiş önce. Parmaklarıyla defterinin kenarını kıvırmış, gözlerini yere dikmiş. Sonra kısık bir sesle mırıldanmış: “Salıncağa binmiştim ama biri itti, düştüm.”
Zeynep Öğretmen derin bir nefes almış. Gözleriyle Yunus’un avucundaki küçük yara izine bakmış. Ama asıl yaranın kalbinde olduğunu anlamış. Ertesi gün tahtaya kocaman harflerle bir cümle yazmış:
“Okulda kendini güvende hissetmek, her çocuğun hakkıdır.”
Sonra sınıfa dönüp gülümsemiş. “Hadi bakalım,” demiş. “Bahçede hep birlikte nasıl daha adil, daha anlayışlı olabiliriz, birlikte düşünelim.”
Çocuklar heyecanla ellerini kaldırmış. Her biri söyleyecek bir şey bulmuş.
“Sırayla oynayalım”
“Kimse kimseyi itmesin”.
“Birbirimize güzel davranalım”.
Kerem en başta sessiz kalmış. Sınıf arkadaşlarını dinlemiş, başını eğmiş. Gözleri bir anlığına Yunus’a kaymış ama hemen kaçırmış. Bir süre sonra derin bir nefes almış ve parmaklarını yavaşça kaldırmış. Kısık bir sesle:
“Ben galiba Yunus’a haksızlık ettim,” demiş. “Salıncağa binmek için onu ittirdim. Yere düştü. Bunu yaptığım için üzgünüm. Özür dilemek istiyorum.”
Sınıfta bir anda sessizlik olmuş. Herkes Yunus’a dönüp bakmış ama o yalnızca Kerem’e odaklanmış. Gözleri büyümüş ama içinde öfke değil, şaşkınlık varmış. Bir an duraksamış. Sonra, gözlerini kaçırmadan başını hafifçe sallamış. Ardından kısık ve titrek bir sesle “Peki,” demiş.
O günden sonra bahçedeki oyunlar değişmiş. Her çocuk sırayla oynamış. Salıncaklar daha adil, top oyunları daha eğlenceli olmuş. Yunus da yavaş yavaş salıncağa yeniden yaklaşmış. İlk başta kısa süre binmiş. Sonra ayakları tekrar gökyüzüne uzanmış.
Bir sabah, salıncak yine boşken Yunus usulca yaklaşmış, oturmuş ve ayaklarını yerden kesmiş. Tam o sırada Kerem sessizce yanına gelmiş. Bir şey söylemeden bir süre beklemiş, sonra yavaşça konuşmaya başlamış:
“Seni biraz sallamamı ister misin?”
Yunus başını kaldırmış, göz göze gelmişler. İçinde hâlâ küçük bir çekingenlik varmış ama kalbi eskisi kadar ürkek değilmiş. Cesaretini toplamış ve sakin bir sesle “Olur,” demiş.
Salıncak yukarı doğru çıkarken, rüzgâr yine saçlarını savurmuş. Ama Yunus bu kez yalnız değilmiş.
Salıncak gökyüzüne doğru yükselirken Yunus gözlerini kapatmış, içindeki ağırlığın yavaşça azaldığını hissetmiş. Bahçedeki sesler artık ona uzak değilmiş; her şey daha tanıdık, daha sıcak gelmiş.
Ve böylece, Salıncaktaki Güven Masalı Yunus’un kalbinde sessizce tamamlanmış. Çünkü o gün, salıncağın sesi ona şöyle fısıldamış: “Artık korkmana gerek yok, burası senin yerin.”
Salıncaktaki Güven Masalına benzeyen çocuk masalları okumak için bağlantıya tıklayabilir, masallarımıza dahil olmak için instagram sayfamızı takip edebilirsiniz.
